Kredi Kartı Aidatları Nasıl Geri Alınır?

Son günlerde sıklıkla geriye dönük olarak 10 yıllık kredi kartı aidatlarının bankalardan alınabileceği konusu gündeme geliyor. Bunun sebebi ise bir Yargıtay kararı.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2011/4736 esas, 2011/11579 sayılı kararı ile bunu mümkün kıldı. Yargıtay daha önceden geçmişe dönük olarak 2 yıllık aidatların istenebileceği görüşünde iken görüş değiştirerek 10 yıllık aidatların da istenebileceğine karar verdi. Elbette bu karar emsal olarak kullanılabilir.

Peki, vatandaşlar bu aidatları nasıl tahsil edebilirler?

Öncelikle bankaya başvuru yapılması ve geçmiş dönemde ödenmiş tüm aidatların faizleriyle birlikte ödenmesinin talep edilmesi gerekiyor. Geçmiş dönemde ödediğiniz aidat miktarlarını öğrenebilmek için başvuru yapmadan önce bankadan ayrıntılı bir hesap dökümü talep edebilirsiniz.

Bankaya başvurunuzu noter aracılığı ile veya elden yapabilirsiniz. Fakat elden başvuru yaparken bankadan bu dilekçeyi verdiğinize dair bir evrak almayı veya verdiğiniz dilekçenin bir suretini banka görevlilerine imzalattırmayı ihmal etmeyiniz.

Eğer başvurunuza rağmen banka gerekli ödemeyi yapmıyor veya başvurunuza olumsuz yanıt veriyor ise Tüketici Hakem Heyeti’ne başvuruda bulunabilirsiniz. Bu başvuru sırasında elinizde mevcut tüm belgeleri dilekçenizin ekinde sunmalısınız.

Tüketici Hakem Heyeti’nden de olumsuz bir sonuç çıkması halinde, kararın size okunduğu veya (karar verildiği sırada orada değilseniz) size tebliğ edildiği tarihten itibaren 15 gün içinde Tüketici Mahkemesi’nde dava açabilirsiniz.

 

Miras Nasıl Paylaşılır?

Miras, Medeni Kanun’da düzenlenir. Mevzuatımıza göre vefat ederek mallarını bırakan kişiye “miras bırakan” denir. Bırakılan malda pay sahibi olanlara “mirasçı” denir. Ölen kişinin mirasçılara kalan malvarlğına “tereke” denir.

Birinci derece mirasçılar miras bırakanın alt soyu yani çocuklarıdır. Çocuklar arasında miras eşit şekilde paylaştırılır. Kız çocuklar ile erkek çocuklar arasında fark gözetilmez. Eğer çocuklardan biri miras bırakandan önce ölmüş ise kendi çocukları onun payını kendi aralarında paylaşırlar.

Çocuğu olmamış miras bırakanın mirasçıları anne babasıdır. Eğer anne babası, miras bırakandan önce ölmüş ise anne babanın diğer çocukları (yani miras bırakanın kardeşleri) mirasçı olurlar.

Bunlar da yoksa miras bırakanın büyük anne ve büyük babası mirasçı olur. Büyük anne ve büyük baba da ölmüşse bunların çocukları, bunlar da ölmüşse kendi tarafından diğer mirasçıları pay alır.

Eğer miras bırakanın eşi sağ ise bu eş şu şekilde mirastan pay alır:

-          Miras bırakanın çocukları veya torunları (alt soyu) ile birlikte mirasçı ise ¼ oranında,

-          Miras bırakanın anne babası ile birlikte mirasçı ise ½ oranında,

-          Miras bırakanın büyük anne ve büyük babası ile birlikte mirasçı ise ¾ oranında,

-          Başka mirasçı yoksa mirasın tamamını alır.

Hiçbir yakını olmadan vefat eden kişinin mirası devlete kalır.

Nafaka Kim Tarafından, Hangi Durumlarda İstenebilir?

Nafaka, aile hukukundan kaynaklanan bir yükümlülüktür. Genel anlamda; aynı aileye mensup bireyler, geçim sıkıntısı çekilmesi halinde birbirlerine destek olmakla yükümlüdür.

Günümüzde en yaygın uygulama boşanma haline talep edilen nafakadır. Eşlerden biri, boşanma ile yoksulluğa düşecek ise diğer eşin kendisine nafaka ödemesini talep edebilir. Buna “yoksulluk nafakası” denilir. Ayrıca boşanma sırasında çocukların velayetini kullanma hakkı kendisine bırakılan eş de diğer eşten, çocukların bakımına katkı mahiyetinde olmak üzere nafaka isteyebilir. Buna da “iştirak nafakası” denilir.

Boşanma davasında nafaka isteyen tarafın kusursuz olması, davacı veya davalı sıfatını taşıyor olması gerekmez. Yukarıda sayılan koşulları taşıyor olması yeterlidir.

Bunun dışında bir kişinin annesi, babası, çocuğu veya kardeşi gibi en yakınlarından biri, yardım edilmezse yoksulluğa düşecek durumda ise bu yakınlara da nafaka ödenmesi yükümlülüğü ortaya çıkar. Bu durumda da muhtaç durumda olan kişiler, kendilerine yardım yükümlülüğü bulunan kişiye karşı “yardım nafakası” davası açabilirler.

Dernek Nasıl Kurulur?

Dernek, 5253 Sayılı Dernekler Kanunu uyarınca kurulur. Bu kanuna göre dernek; “Kazanç paylaşma dışında, kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, en az yedi gerçek veya tüzel kişinin, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarını” ifade etmektedir.

Kanuna göre dernek kurabilmek için öncelikle 7 kişinin bir araya gelmesi şarttır. Bu 7 kişi 18 yaşından büyük olmalıdır. Fakat 15 yaşından büyükler de yasal temsilcilerinin yazılı izni ile çocuk dernekleri kurabilirler.

Bu şartları taşıyan 7 kişinin bir araya gelmesiyle herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir.

Dernek kuruluş işlemlerinin tamamlanabilmesi için Dernekler Yönetmeliği’nin ekinde bulunan Kuruluş Bildirim Formu’nun tüm kurucular tarafından doldurulmuş ve imzalanmış olması gereklidir. Bildirim formunun yanında tüm kurucular tarafından her sayfası imzalanmış dernek tüzüğü ile yazışma ve tebligat almaya yetkili olan kişilerin isim, adres ve imzalarının bulunduğu listenin de bulunması gereklidir. Eğer dernek merkezi tapuda mesken olarak görülüyorsa kat malikleri kurulu tarafından oy birliği ile alınmış muvafakate ilişkin karar örneği de bulunmalıdır.

Kuruluş bildirim formu ve eklerini tamamlayan kurucular, bu belgeleri mülki idare amirliğine verdikleri anda tüzel kişilik kazanmış olurlar.

Mülki idare amirliği tarafından dernek kuruluş bildirimi, gün ve saat belirtilmek suretiyle dernekler birimine havale edilir ve başvuru sahibine kuruluş bildirimi ve eklerinin alındığına dair “Alındı Belgesi” verilir.

 

 

 

Siyasi Parti Nasıl Kurulur?

Siyasi Partiler, 2820 Sayılı Siyasi Partiler Yasası’na göre kurulur. 2820 Sayılı Yasa, 22 Nisan 1983 tarihlidir.

Bu kanuna göre siyasî parti şu şekilde tanımlanmıştır: “Anayasa ve kanunlara uygun olarak; milletvekili ve mahalli idareler seçimleri yoluyla, tüzük ve programlarında belirlenen görüşleri doğrultusunda çalışmaları ve açık propagandaları ile milli iradenin oluşmasını sağlayarak demokratik bir Devlet ve toplum düzeni içinde ülkenin çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması amacını güden ve ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilatlanan tüzelkişiliğe sahip kuruluşlardır.”

Siyasi partiler, partiye üye olma yeterliğine sahip en az otuz kişi tarafından kurulur. Bu kişilerin Türk vatandaşı olması zorunludur. Siyasi partinin genel merkezinin Ankara’da bulunması gereklidir.

Siyasi partiler bildirimle kurulur. Bildirim İçişleri Bakanlığı’na yapılır. Bildirimde, kurulacak siyasi partinin adı, genel merkez adresi, kurucuların adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, öğrenim durumları, meslek veya sanatlarıyla ikametgahlarının belirtilmesi ve bu bildirimin bütün kurucular tarafından imzalanması ve bildirime beşer adet olmak üzere kurucuların nüfus kayıt örnekleri, adli sicil belgeleri ve kurucuların ayrı ayrı düzenledikleri siyasi parti kurucusu olabilme şartlarını taşıdıklarını belirten imzalı beyannameler ile kurucular tarafından imzalanmış parti tüzüğü ve programının eklenmesi şarttır.

İçişleri bakanlığı, bildirimin ekli belgelerle birlikte yapıldığı anda bir alındı belgesi verir ve kuruluş bildirisi ile alındı belgesinin onaylı birer örneğini ekli belgelerle birlikte üç gün içinde Cumhuriyet Başsavcılığı ile Anayasa Mahkemesine gönderir.

Siyasî partilerin teşkilatı; merkez organları ile il, ilçe ve belde teşkilatlarından; TBMM grubu ile il genel meclisi ve belediye meclisi gruplarından oluşur. Siyasi partiler ayrıca isterlerse kadın kolu, gençlik kolu ve benzeri organlar oluşturabilir.

Taşeron Nedir? İşçiye Karşı Kim Sorumludur?

Taşeron, kendi işçilerini, bir işin yapımına yardımcı işlerde veya işin gereği uzmanlık gerektiren işlerde çalıştıran işverene denir. Yasada taşeron, “alt işveren” olarak düzenlenir.

Örneğin bir okulda eğitim verilmesi işi “asıl” iş, okulun temizlik işlerinin yapılması ise “yardımcı” iştir. Bu okulun temizlik işleri bir firmaya verilebilir. Bu firma kendi işçilerini bu okulun temizlik işlerinde çalıştırırsa taşeron işveren halini alır. Aynı şekilde okulun elektrik işlerinin yapılması da işin niteliği gereği “uzmanlık gerektiren” iştir.

Taşeron işçilerine karşı asıl işveren ve taşeron (alt işveren), birlikte yükümlülük taşır. Örneğin yukarıdaki örnekte okul idaresi, temizlik işini yapan taşeron işçilerin ücretlerinin ödenmemesinden veya diğer haklarının ihlal edilmesinden dolayı, taşeron firma ile birlikte doğrudan sorumludur. Bu okulda taşeron işçisi olarak çalışan işçi, işçilik hakları için hem taşeron firmaya hem de okul idaresine karşı dava açabilir.

Bir işyerinde yalnızca bu türden yardımcı veya uzmanlık gerektiren işler taşerona devredilebilir. Asıl iş taşerona devredilemez. Örneğin okulda eğitim verilmesi işi taşerona verilemez. Eğer böyle bir devir yapılmışsa asıl işveren ile taşeron arasındaki sözleşme geçersiz sayılır. Bu durumda taşeron işçileri, asıl işverenin işçisi kabul edilir.

 

Arama
RSS
Beni yukari isinla